Futbol sadece sahada oynanan bir oyun değildir. Şehirlerin ruhunu, taraftarın heyecanını ve takımların hikâyesini içinde barındırır. Bursa deplasmanına giderken de tam olarak böyle bir hikâyenin parçası olacağımızı düşünüyorduk. Ancak daha yolun başında alınan taraftar yasağı kararı, bu hikâyenin en başına gölge düşürdü.
Oysa ortada böyle bir yasak gerektirecek hiçbir atmosfer yoktu.
Mardin’den büyük umutlarla yola çıkan kafile, İstanbul üzerinden Bursa’ya ulaştı. Şehirde geçirdiğimiz saatlerde esnafla, Bursaspor taraftarıyla sohbet ettik. Gördüğümüz tablo netti: Ne bir gerginlik ne de bir düşmanlık vardı. Aksine, samimi ve dostane bir yaklaşım hakimdi. Yıllardır “zor deplasman” algısıyla anılan bir şehirde bu tabloyu görmek şaşırtıcı olduğu kadar sevindiriciydi.
Ve en önemlisi; bu olumlu hava maç öncesine, maç anına ve maç sonrasına da yansıdı. Ne bir taşkınlık, ne bir saldırı girişimi, ne de olumsuz bir olay yaşandı. Demek ki istenildiğinde futbol gerçekten kardeşlik içinde oynanabiliyormuş.
Ancak sahaya döndüğümüzde aynı olumlu tabloyu görmek mümkün olmadı.
Bursaspor maça daha istekli ve daha konsantre başladı. Mardin 1969 Spor ise son haftalardaki çıkışını sahaya yansıtmakta zorlandı. İlk yarı dengeli geçse de oyun daha çok orta sahada sıkıştı. Savunmada yapılan basit hatalar ise yine kendini göstermeye başladı.
Sezonun ilk bölümünde fark yaratan isimler bu kez sahneye çıkamadı. Bünyamin Balat ve Mert Miraç Altıntaş etkisiz kalırken, Melih İnan’ın top kayıpları hücum gücünü ciddi anlamda zayıflattı. Ve değişmeyen gerçek bir kez daha karşımıza çıktı: Büyük maçlar, küçük hatalarla kaybedilir.
Bursaspor’un bulduğu iki gol de bireysel hataların sonucuydu.
İkinci yarıda oyuna giren Ertuğrul İdris Furat’ın hızı ve etkisi karşısında yeterli önlem alınamadı. Attığı golle kilidi açtı. Ardından Berkay’ın kontrolsüz uzaklaştırmak istediği topu Baran affetmedi ve maçın skorunu belirledi: 2-0.
Oysa bu maç, sadece bir skor değil; bir karakter sınavıydı.
Galibiyete bu kadar ihtiyaç duyulan bir karşılaşmada daha cesur, daha agresif ve daha kararlı bir Mardin 1969 Spor izlememiz gerekirdi. Çünkü hedef büyüdü. Artık bu takım, sadece mücadele eden değil; kazanmaya oynayan bir kimliğe sahip olmak zorunda.
Buradan bir parantez de taraftara açmak gerekiyor.
Artık basit sebeplerle sahaların kapanmasına kimsenin tahammülü yok. Gerçek destek, sadece tribünde bağırmak değil; kulübe zarar vermemektir. Her sezon 4-5 maç seyircisiz oynama alışkanlığı bu takıma yakışmıyor. Eğer bu şehir gerçekten takımını seviyorsa, bu konuda çok daha dikkatli olmak zorunda.
Çünkü hedef artık sıradan değil.
Bir zamanlar BAL Ligi’nde mücadele eden bir takım, bugün 1. Lig hedefinden söz ediyor. Bu küçümsenecek bir başarı değil, aksine büyük bir emeğin sonucudur. Başkan Rıdvan Aşar ve yönetiminin ortaya koyduğu vizyon, bu kulübü bambaşka bir noktaya taşıdı.
Bursa deplasmanında da yönetim tam kadro takımın yanındaydı. Başkan Aşar’ın Ankara’da iş insanlarıyla yaptığı görüşmeler, bu mücadelenin sadece sahada değil, ekonomik anlamda da ne kadar zorlu olduğunu gösteriyor. Çünkü bu liglerde ayakta kalmak, sadece iyi futbol oynamakla değil, güçlü bir destekle mümkün.
Sayın Vali Tuncay Akkoyun’un katkıları önemli. Ancak sezonun bu kritik döneminde artık herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor.
Son söz şu:
Bu yenilgi bir son değil. Ama bir uyarı.
Hedefe yürüyen takımlar, hatalarından ders çıkaran takımlardır. Eğer Mardin 1969 Spor bu hatalardan gerekli sonuçları çıkarırsa, bugün kaybedilen 3 puan yarın çok daha büyük bir kazancın başlangıcı olabilir.
Çünkü bu hikâye henüz bitmedi.
Gazeteci Ali Aydoğan
