Özellikle Artuklu, Kızıltepe ve Nusaybin başta olmak üzere birçok noktada, dere kenarlarına yakın kurulan yapılar sel sularının doğrudan hedefi haline geldi. Taşkınla birlikte suyun doğal akış yolu üzerindeki bu yerleşimler ciddi hasar görürken, mal kayıpları da kaçınılmaz oldu.
Şiddetli yağışın etkisiyle debisi yükselen akarsular, normalde yayılması gereken alanlara doğru genişleyerek önüne çıkan her şeyi sürükledi. Dere yataklarının daraltılması ve yapılaşmaya açılması, suyun kontrolsüz şekilde yerleşim alanlarına yönelmesine neden oldu.
Uzmanlar, yaşananların yalnızca “aşırı yağış” ile açıklanamayacağını vurgulayarak, plansız kentleşmenin riskleri artırdığına dikkat çekti. Dere yatakları ve taşkın sahalarının imara açılmasının, benzer felaketlerin tekrar yaşanmasına zemin hazırladığı ifade edildi.
Yetkililer, bundan sonraki süreçte özellikle dere kenarlarında bulunan yapıların gözden geçirilmesi ve riskli bölgelerde yeni yerleşime izin verilmemesi gerektiğini belirtiyor.
Mardin’de yaşanan sel felaketi, doğayla uyumlu şehirleşmenin önemini bir kez daha ortaya koyarken, “dere yataklarına yerleşim” konusunu yeniden gündeme taşıdı.
