Neden Hep Aynı Tip İnsanlara Çekiliyoruz?

Herkesin hayatında benzer ilişkiler yaşadığını fark ettiği bir an olmuştur. Peki sizin ilişkilerinizde benzer insanlara yöneldiğinizi fark ettiniz oldu mu?  Belki de hep ilgisiz partnerlere yöneliyorsunuz ya da baskın karakterlere çekiliyorsunuz. Peki ama neden? Bu bir tesadüf mü, yoksa bilinçaltımızın bize oynadığı bir oyun mu?

Neden Hep Aynı Tip İnsanlara Çekiliyoruz?
Rümeysa Boran
Yayınlanma

00:22 - 20 Şubat 2025

Güncelleme

10:05 - 20 Şubat 2025

Okuma Süresi

7 dakika

Herkesin hayatında benzer ilişkiler yaşadığını fark ettiği bir an olmuştur. Peki sizin ilişkilerinizde benzer insanlara yöneldiğinizi fark ettiniz oldu mu?  Belki de hep ilgisiz partnerlere yöneliyorsunuz ya da baskın karakterlere çekiliyorsunuz. Peki ama neden? Bu bir tesadüf mü, yoksa bilinçaltımızın bize oynadığı bir oyun mu?

Romantik ilişkilerde bireylerin belirli karakter yapılarına sahip partnerlere yönelmesi sık rastlanan bir durumdur. Bilim insanları, ilişkisel tercihlerin tesadüfi olmadığını, aksine erken çocukluk deneyimleri, bağlanma stilleri ve hatta beynimizin kimyasal yapısı tarafından şekillendirildiğini ortaya koyuyor. Bu yazıda, hep aynı tip insanlara çekilmemizin nedenlerini ve neden sürekli benzer kişilik özelliklerine sahip partnerleri tercih ettiğimizi ve bu kalıpların nasıl kırılabileceğini ele alacağız. Bu bir tesadüf mü, yoksa bilinçaltımızın bize oynadığı bir oyun mu?

1-Kimyasal Çekim: Beynimiz Bize Oyun Oynuyor Olabilir mi?

Duygusal çekimin sadece psikolojik olmadığını, aynı zamanda biyolojik olduğunu biliyor muydunuz? Beynimiz, bazı insanlara karşı fiziksel olarak daha fazla çekim hisseder çünkü bu çekimi kimyasal süreçler yönetir.

Özellikle şu iki kimyasal, ilişkilerimizi şekillendirmede önemli rol oynar:

  • Dopamin: Heyecan, tutku ve bağımlılık hissini artırır. Toksik ilişkilere çekilen insanların beyni, bu inişli çıkışlı duygusal durumları dopamin salgısıyla ilişkilendirir.
  • Oksitosin: Bağlanma hormonu olarak bilinir. Yakınlık kurduğumuz insanlara karşı oksitosin salgılarız ve bu da bağımlılık yaratabilir.

Bu kimyasal süreçler nedeniyle, bireyler farkında olmadan sağlıksız ilişki dinamiklerine çekilebilirler ve geçmişte yaşadıkları duygusal durumları tekrar yaşamak isteyebilirler. İşte bu yüzden, bazı ilişkilerimizde ne kadar zarar görsek de uzaklaşmak zor olabilir.

2-Geçmişin Gölgesi: Bağlanma Stilleri ve Partner Seçimi

İlk ilişkilerimizi çocuklukta kurarız. Beynimiz, çocukluktan itibaren çevremizde gördüğümüz ilişki dinamiklerine alışır ve bunları “tanıdık” olarak kodlar. Aile yapımız, ebeveyn ilişkilerimiz, çocukluk deneyimlerimiz ve önceki ilişkilerimiz, çekici bulduğumuz insan tipini belirlemede büyük rol oynar. Psikolog John Bowlby’nin geliştirdiği bağlanma teorisi, çocuklukta bakım verenimizle kurduğumuz ilişkinin, yetişkinlikte romantik ilişkilerimizi nasıl etkilediğini açıklar.

  • Güvenli bağlanma stiline sahip bireyler, sağlıklı ve dengeli ilişkiler kurma eğilimindedir.
  • Kaygılı bağlanma stiline sahip bireyler, sürekli olarak sevilip sevilmediklerini sorgular ve ilişkilerde daha yapışkan olabilirler.
  • Kaçınan bağlanma stilindeki bireyler, duygusal yakınlıktan korkar ve bağımsız kalmayı tercih eder.
  • Karışık bağlanma stiline sahip bireyler, hem yakınlık arayışı hem de terk edilme korkusu nedeniyle çelişkili davranışlar sergileyebilir.

 

Araştırmalar, bireylerin bilinçdışı olarak kendi bağlanma stillerine uygun partnerler seçtiğini gösteriyor. Örneğin, otoriter bir ebeveynle büyüyen biri, güçlü ve dominant karakterlere çekilebilir. Duygusal olarak mesafeli bir aile ortamında büyüyen biri, ilgisiz ya da mesafeli partnerleri “normal” bulabilir. İlgisiz ebeveynlerle büyüyen bir kişi, duygusal olarak mesafeli partnerlere çekilebilir çünkü bu onun için “tanıdık” bir bağlanma biçimidir

Beynimiz, geçmişte yaşadığı ilişki dinamiklerini tekrar etme eğilimindedir çünkü tanıdık olanı “güvenli” olarak algılar.

3-Tekrarlayan Döngüler: Geçmişi Yeniden Yaşamak

Sigmund Freud, insanların bilinçdışı olarak geçmiş travmalarını tekrar eden ilişkilere yöneldiğini savunur. Buna tekrarlayan travma döngüsü denir.

Örneğin, çocukken ebeveynlerinin ilgisini kazanmak için çaba harcayan biri, yetişkinlikte de sürekli ilgisini kazanmak zorunda olduğu partnerlere çekilebilir. Beynimiz, geçmişte çözemediği bir duygusal deneyimi tekrar yaşayarak çözüm bulmaya çalışır. Ancak çoğu zaman, bu döngü sadece geçmişin acılarını yeniden üretmekten başka bir işe yaramaz.

“Tipim Bu” Demek Gerçekten Doğru mu?

Birçok insan, “Benim tipim böyle” diyerek hep aynı tür insanlara yöneldiğini kabul eder. Ancak bu tercihlerin çoğu, geçmiş deneyimlerin ve bilinçdışı yönelimlerin bir sonucudur. Eğer sürekli benzer ilişkiler yaşayıp aynı sorunlarla karşılaşıyorsan, belki de “tipin” sandığın şey, aslında bilinçaltının seni yönlendirdiği bir yol olabilir. . Eğer sürekli benzer ilişkiler yaşayıp aynı hayal kırıklıklarını yaşıyorsanız, durup kendinize şu soruyu sormanız gerekir:

  • Gerçekten sevdiğim için mi bu insanları seçiyorum, yoksa geçmişten gelen bir alışkanlık mı?
  • Sağlıklı bir ilişkiyi sıkıcı buluyor muyum?
  • İlişkilerimde hep aynı problemleri mi yaşıyorum?

Bu sorulara verilen yanıtlar, ilişkisel tercihlerin bilinçli mi yoksa bilinçdışı mı yapıldığını anlamada önemli ipuçları verir.

4-Bu Döngüyü Kırmak Mümkün mü?

Peki bu döngü nasıl kırılır? İlişkisel seçimlerimiz, bilinçaltı süreçler, bağlanma stilleri ve nörobiyolojik faktörler tarafından şekillendirilir. Ancak bu, değiştirilemez oldukları anlamına gelmez. Öncelikle, bu seçimlerin farkında olmak ve bilinçli tercihler yapmaya başlamak gerekir. Kendi iç dünyamızda hangi ihtiyaçların bizi yönlendirdiğini anlamak, sağlıklı ilişkiler kurmamız için ilk adımdır.

 

Bu döngüyü kırmak için öneriler:

  • Bağlanma stilini tanımak: Hangi bağlanma stiline sahip olduğunu belirlemek, ilişkilerdeki dinamikleri anlamaya yardımcı olabilir.
  • Farkındalık geliştirmek: Geçmiş ilişki kalıplarını analiz ederek bilinçli tercihler yapmak mümkündür.
  • Duygusal ihtiyaçları yeniden değerlendirmek: Kendi değerini dışsal onayla değil, içsel farkındalıkla belirlemek gerekir.
  • Terapötik destek almak: Özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve Şema Terapisi, tekrarlayan ilişki döngülerinin nedenlerini anlamada etkili olabilir (Young et al., 2003).
  • Yeni ilişki modelleri oluşturmak: Sağlıklı ilişki kurma becerilerini geliştirmek için güvenli bağlanma örüntüleri sergileyen insanlarla bilinçli olarak ilişkiler kurmaya çalışmak faydalı olabilir.
  • Sağlıklı ilişkileri deneyimleyin: Sakin ve dengeli ilişkileri keşfetmeye açık olun. İlk başta alışkın olmadığınız için “sıkıcı” gibi gelse de, sağlıklı bir ilişkinin huzurunu fark ettikçe bakış açınız değişecektir.

 

İlişkisel tercihlerimiz rastgele değildir; bilinçdışı süreçler, çocukluk deneyimleri ve hatta beynimizin kimyası tarafından şekillendirilir. Ancak bu kalıpların farkına varıp bilinçli tercihler yapmaya başladığımızda, ilişkilerimizde daha sağlıklı ve tatmin edici yollar seçebiliriz.

Her ilişki, geçmişten gelen bir iz taşısa da, geleceği bilinçli seçimlerimizle şekillendirmek bizim elimizdedir.

Psikolog Rümeysa BORAN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 


Bir Yorum Ekle

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir