Ergenlik dönemi, bireyin kimlik gelişiminin hızlandığı ve çevresinden aldığı mesajlara daha duyarlı hale geldiği önemli bir gelişim süreci olarak öne çıkıyor. Bu dönemde sosyal medya, diziler, filmler ve diğer dijital içerikler gençlerin davranış biçimleri ve kendilerini ifade etme şekilleri üzerinde etkili olabiliyor.
Özellikle şiddet, saldırganlık, sınır ihlali ve güç gösterisinin “başarı”, “saygınlık” veya “karizma” ile ilişkilendirildiği içeriklerin yoğun şekilde tüketilmesi, bazı gençlerin bu davranışları gerçek yaşamda da taklit etmesine zemin hazırlayabiliyor.
“Saldırganlık zamanla normalleşebiliyor”
Uzman Klinik Psikolog Kadir Kıral, insan beyninin gözlemlediği davranışları taklit etmeye biyolojik bir yatkınlığı bulunduğunu belirterek, sürekli maruz kalınan davranışların zaman içerisinde algıları etkileyebileceğini söyledi.
Kıral, “Sürekli maruz kalınan saldırganlık ve sınır ihlalleri zamanla normalleşerek sağlıklı problem çözme becerisinin yerini fevri eylemlere bırakıyor.” ifadelerini kullandı.
Kıral’a göre özellikle ergenlik döneminde sosyal çevreden kabul görme isteği, dijital platformlardaki görünürlük ve beğeni sayılarıyla birleştiğinde gençlerin davranış tercihleri üzerinde etkili olabiliyor.
Beğeni sayıları değer ölçüsüne dönüşebiliyor
Sosyal medya platformlarında takipçi ve beğeni sayılarının bazı gençler tarafından kişisel değer göstergesi olarak algılanabildiğine dikkat çeken Kıral, bu durumun kabul görmek isteyen ergenleri riskli davranışlara yöneltebileceğini ifade etti.
Kıral, “Beğeni sayıları ‘değerli olma’ ile eşdeğer algılandıkça genç, kabul görmek için riskli tutumları benimsiyor.” dedi.
Bu süreçte sosyal medyada dikkat çekmek amacıyla sergilenen aşırı davranışların zaman içerisinde normalleşebildiği, gençlerin çevresinden aldığı tepkiler doğrultusunda bu davranışları tekrar etme eğilimine girebildiği belirtildi.
“Sahte güç kalkanı” oluşturuyor
Dizi ve filmlerde yer alan asi, saldırgan veya mafyavari karakterlerin de ergenlerin kimlik gelişimi üzerinde etkili olabileceğini belirten Kıral, özellikle kendisini yetersiz veya güçsüz hisseden gençlerin bu karakterleri rol modeli olarak görebileceğini söyledi.
Kıral, “Filmlerdeki asi veya mafyavari figürler ise yetersizlik hisseden ergene sahte bir ‘güç kalkanı’ sunuyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Bu karakterlerin güçlü, korkusuz ve her sorunu şiddet veya baskı yoluyla çözen kişiler şeklinde sunulmasının, gerçek yaşamla kurgu arasındaki sınırın yeterince ayırt edilemediği durumlarda sorun oluşturabileceği ifade edildi.
Sert davranışların altında kırılganlık olabilir
Kıral, dışarıdan bakıldığında özgüvenli veya güçlü görünen sert ve tepkisel davranışların her zaman gerçek bir özgüvene işaret etmediğine dikkat çekti.
“Dışarıya yansıtılan sert tavırlar, temelde kırılgan bir benliğin savunma mekanizmasıdır.” diyen Kıral, bu durumun ergenin kendi gerçekliğiyle arasında mesafe oluşturabileceğini belirtti.
Uzmanlara göre ergenin kendisini ifade etme biçimi ile benlik algısı arasındaki uyumsuzluk arttıkça kimlik karmaşası da derinleşebiliyor. Özellikle sürekli olarak farklı karakterleri taklit etmek, kabul görmek için kişilik özelliklerini değiştirmek veya sosyal çevrede belirli bir imaj oluşturma çabası, gencin kendi kimliğini keşfetme sürecini zorlaştırabiliyor.
Ailelere önemli görev düşüyor
Ergenlerin tükettikleri dijital içeriklerin tamamen yasaklanmasından ziyade, bu içeriklerin eleştirel biçimde değerlendirilmesinin önem taşıdığı belirtiliyor.
Ailelerin çocuklarıyla açık iletişim kurması, izlenen dizi ve filmlerdeki karakterlerin davranışlarını birlikte değerlendirmesi ve sosyal medyada görülen içeriklerin gerçek hayatla aynı olmadığını konuşması, sağlıklı bir farkındalık oluşturulmasına katkı sağlayabilir.
Uzman Klinik Psikolog Kadir Kıral’ın değerlendirmesine göre, ergenlerin kendilerini değerli hissetmelerinin yalnızca sosyal medya görünürlüğü, beğeni sayısı veya çevreden alınan onayla ilişkilendirilmemesi büyük önem taşıyor. Gençlerin kendi kimliklerini sağlıklı biçimde geliştirebilmeleri için gerçek yaşam deneyimleri, güvenli sosyal ilişkiler ve kendilerini ifade edebilecekleri destekleyici ortamların güçlendirilmesi gerekiyor.
